Some Crap About the Future Şarkı Sözleri Türkçe Çevirisi
Electric President - Geleceğe Dair Bazı Saçmalıklar
🌐 Türkçe çevirisi — İngilizce orijinal için tıklayın
You spread your rusty fingers across the ledge.
Paslı parmaklarını çıkıntının üzerine yayıyorsun.
You get your grip and peer down over the edge.
Tutun ve kenardan aşağı bakın.
You watch the city move and breathe and migrate.
Şehrin hareket etmesini, nefes almasını ve göç etmesini izliyorsunuz.
You're not apart of it. You're broken now, like us.
Sen bunun dışında değilsin. Artık sen de bizim gibi kırıldın.
I turn and brush the birds from off my shoulders.
Dönüp kuşları omuzlarımdan silkiyorum.
And cross side-walks with an earful of white noise.
Ve kaldırımları kulak dolusu beyaz bir gürültüyle geçiyoruz.
You sit up on your perch for the rest of the night.
Gecenin geri kalanında tüneğinde oturuyorsun.
You watch the moon and hope the damn thing crumbles.
Ayı izliyorsun ve o lanet şeyin parçalanmasını umuyorsun.
You count the stars reflecting in the windows.
Pencerelerden yansıyan yıldızları sayarsınız.
And then you realize just how minimal you are.
Ve sonra ne kadar minimal olduğunuzun farkına varırsınız.
I stop and watch the airplanes leave the city.
Durup uçakların şehirden ayrılmasını izliyorum.
And I silently wish I was on one.
Ve sessizce keşke birinde olsaydım diyorum.
You sit down slow and watch yourself in the glass.
Yavaşça oturup camdan kendini izlersin.
You reach inside and tear out all your cables.
İçeriye ulaşıp tüm kablolarınızı sökersiniz.
Snakes of smoke are dripping from your fingers.
Parmaklarınızdan yılan gibi dumanlar damlıyor.
You have no body, just a cage to hold your parts.
Vücudunuz yok, yalnızca parçalarınızı tutacak bir kafesiniz var.
I have no answers; I'm rambling.
Hiçbir cevabım yok; başıboş dolaşıyorum.
I was never one to solve whatever has gone wrong.
Hiçbir zaman yanlış giden her şeyi çözecek biri olmadım.
You lie down on the roof and watch the sun rise.
Çatıya uzanıp güneşin doğuşunu izliyorsunuz.
Its burning fingers rummage through your insides.
Yanan parmakları içini tarıyor.
And for a moment you feel like you're alive.
Ve bir an için yaşıyormuş gibi hissedersin.
And then it's gone, so you get up.
Ve sonra gitti, o yüzden ayağa kalktın.
Up, up, baby. There's blood on the sidewalks of this town.
Yukarı, yukarı bebeğim. Bu kasabanın kaldırımlarında kan var.
They've got us on the ropes. But we don't have to take it lying down anymore.
Bizi iplere bağladılar. Ama artık bunu yatarak halletmemize gerek yok.
Our hands aren't tied now.
Artık elimiz bağlı değil.
Down, down, baby. Down in the in the center of this town.
Aşağı, aşağı bebeğim. Bu şehrin tam ortasında.
They've got ?em buried deep.
Onları derinlere gömdüler.
Under layers of concrete are the bones of our past.
Beton katmanların altında geçmişimizin kemikleri yatıyor.
(Oh no, no)
(Ah hayır, hayır)
We'll leave on the evening train.
Akşam treniyle yola çıkacağız.
It won't be long, but it feels that way.
Çok uzun sürmeyecek ama öyle hissettiriyor.
But home never meant very much to us any__way.
Ama ev zaten bizim için hiçbir zaman pek bir şey ifade etmedi.
So we convince ourselves that we're better off gone.
Böylece kendimizi, gitmemizin daha iyi olduğuna ikna ederiz.
And maybe we're right.
Ve belki de haklıyız.
And we collapse on a road.
Ve bir yola yığılıyoruz.
On an old dirt road, where the sun doesn't look like such a waste.
Güneşin pek de israfa benzemediği eski bir toprak yolda.
And we fall asleep, under leaves of a couple of them nearby tress.
Ve yakındaki birkaç ağacın yapraklarının altında uykuya dalıyoruz.
And we never wake again.
Ve bir daha asla uyanmıyoruz.
Never again, no never again.
Bir daha asla, hayır bir daha asla.
All lyrics are property and copyright of their respective owners. Translation provided for educational purposes only.
